Sınıflandırılmak
İnsanlar nasıl kabulleniyor?
Sevmediği şehirlerde yaşıyor, istemediği kıyafetleri giyiyor, nefret ettiği işlerde çalışıyor…
Karın tokluğuna gençliğini harcıyor.
Ne toprağa basıyor ne yeni yerler görüyor ne yeteneklerini keşfediyor.
Merakını örseliyor.
Vakti yok.
Söyleneni yapıyor.
İnsan, tanıdığım en tuhaf canlı.
Birbirinin kopyası.
İdam edilenlerin son nefesinde meydan okumayışını garipserdim hep.
Zaten öleceksin, ne diye sessiz kalıyorsun?
Sanırım hepimizi kandıran şey, umut.
Yoksa tükenmişlik mi?
Belki de aynı sebepten ses çıkarmak anlamsız geliyordur.
Zaten öleceğiz ne de olsa.
Otobüste, trende, metroda işe gidip gelenlerle karşılaşıyorum.
Neden katlanıyoruz?
Başka şansımız mı var?
Her gün yaşanan normale dönüyor.
Bombalanan çocukları da görüyoruz, açlıkla savaşanları da.
Kuşağımıza göre sınıflandırıyorlar bizi.
Tanımlıyorlar.
Aklımızı yitirmeyelim diye oy alıyorlar.
Üzerimizden kazanıyorlar.
Beynimizi yıkıyorlar.
Dünyayı tüketiyorlar.
Toprakları sömürüyorlar.
Çocuklara sulanıyorlar.
Canımıza okuyorlar.
Ciğerimizi söküyorlar.
Kanımızı emiyorlar.
Ruhumuza çöküyorlar.
Dirimizi gömüyorlar.
Kimseye acımıyorlar.
Bizse kendiliğinden düzelecek umuduyla ses bile çıkaramıyoruz yok olurken.
Yoksa tükendik mi?
Hiçbir şey bilmiyorum.
Zaten öleceğiz ne de olsa.